İletişim nedir?

İletişim nedir ? Nasıl iletişim kurarız ?

İletişim sözcüğünün batı dillerindeki karşılığı olan “communication-communicatio” sözcüğünün kökeninde Latince’deki “communis” kavramı bulunur. Communis; ‘’paylaşma, ortaklaşma demek olup ortaklaşa yapılan şey’’ anlamına gelir. Bu anlamdan hareketle iletişim sözcüğünün özünde sadece bir söz, düşünce, duygu alışverişinden çok kişilerin sahip olduğu ortak bir zemine işaret edildiği söylenebilir.


Dolayısıyla gerçek bir iletişim; aynı bilinç ve algı zeminine sahip insanlar arasında olabilir.
Bu anlamda doğru ve sağlıklı bir iletişim için; ortak bir dile, ortak anlamda kullanılan kelimelere, ortak değer ve anlam dünyasına ihtiyaç vardır. Taraflarca paylaşılan bu ortak alan, psikolojimizi de içine alır; yani ortak bir düşünce, duygu, davranış tarzına sahip olduğumuzda, tam ve sağlıklı bir iletişim sağlanabilir.

İLETİŞİM KANALLARIMIZ

Sağlıklı bir iletişimde; kişilerin kullandıkları kanallar (duygu, düşünce, tavır, kelimeler, mimikler, ses tonu…) önem taşır. İletişim kuramcılarından Harold Lasswell; “iletişim zinciri” olarak adlandırılan modelinde iletişim sürecinin öğelerini şöyle açıklar:

“Kim, neyi, hangi kanalla, kime ve hangi etki ile” söyler. Ve ‘’Kim, kimden neyi hangi kanaldan hangi etkilenme ile’’ alır.

Burada özellikle vurgulanan nokta; her iletişim eyleminde kaçınılmaz olarak bir etki ve etkileşimin var olduğudur. Ancak mesajı ileten kişiden çıkan etkinin, karşıdaki kişide istenen etkilenmeyi oluşturup oluşturmadığı ortak psikolojik zemine bağlıdır.


Düşündüğünüz, söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu,
Anlamak istediği, anladığını sandığı,
Dolayısıyla insanlarının birbirini anlaması için birçok ihtimal var.
Sylviane Herpin

Örneğin bir kişi; üzüntü ve kırılmışlığını söz ve mimikleriyle muhatabına yoğun bir duygusal tonda ifade edebilir. Ancak mesaja muhatap olan kişi; aynı duygusal yapıda olmadığında; o söz, mimik, his ve duygusal etkiden istenilen şekilde etkilenmeyebilir.

Dolayısıyla da bu iki kişi arasında tatmin edici nitelikte bir iletişim sağlanamayabilir. İletişim; karşılıklı olarak bir söz, düşünce, duygu, his alışverişine işaret eder. Dolayısıyla kaynak tarafından üretilen mesaj ile hedefin algıladığı mesaj aynı anlamı taşımıyor olabilir, bu veri kaybı da iletişimde aksamalara yol açar.

Emerson; bu durumu şöyle ifade etmiştir: “Senin ne olduğun kulağımda öyle yankılanıyor ki, söylediklerini işitemiyorum.”


Bu durumda dikkat edilmesi gereken şey; mesajı ileten kişi ile mesajı deşifre eden arasındaki veri kaybını önlemek ve başarılı iletişimi sağlamaktır.

ETKİLİ İLETİŞİM

Sağlıklı ve etkili iletişim için şu unsurlara dair farkındalık gereklidir:
Ne söylüyoruz? …………..İletmek istediğimiz içerik nedir?
Nerede söylüyoruz?………..Bunun doğru yeri neresidir?
Ne zaman söylüyoruz? ……….Uygun zaman mı?
Niçin söylüyoruz?……….. Amacımız nedir?
Nasıl söylüyoruz?………. Hangi üslup ve tarzda söylüyoruz?
Kime söylüyoruz?………Muhatabımızı doğru seçtik mi? Muhatabımızın imkan ve yetkinliklerinin farkında mıyız?

Günlük hayatta; kişilerin sahip oldukları önyargılar, olumsuz geçmiş yaşantılar, dikkatsiz veya yeterince duyarlı olmama o anda içinde bulundukları moral bozukluğu veya korkular iletişimi bozan bir gürültü kaynağı gibi işler. Dolayısıyla bu olumsuz etkenler, iletilmek istenen mesajı bozacak veya içeriğini eksiltecektir.

Şunu unutmamalıyız ki; sesimizin tonu, sözlerimize eşlik eden kızgınlık ve öfke, şikayet ve memnuniyetsizlik, talepte ısrarcı ve baskıcı olma, zorlama ve tehdit tavrı; iletilmek istenen mesajın tam olarak algılanıp anlaşılmasını engelleyebilir. Bu nedenle ses tonu, üslup, yer ve zaman, kişilerin içinde bulundukları duygu durumu; iletişimde çok önemlidir. Öyle ki; çoğu zaman uygun olmayan bir üslupla söylenen bir sözü duymayız bile.


Etkin iletişimde bulunabilmek için hepinizin dünyayı farklı şekilde algıladığımızın ve bu algılamalarımızı diğerleriyle iletişimimizde rehber olarak kullandığımızın farkına varmalıyız. Anthony Robbins

Örneğin; eşinin sürekli sözü uzattığını ve geçmiş olayları bugüne taşıdığını düşünen bir kişi; onun sözlerine yeterince duyarlı olmayacak ve eşinin iletmek istediği mesajı dikkatle dinleyemeyecektir. Bir başka örnek; eşinin kalkıp kendisine yardım etmesini isteyen bir kadın; ‘’Üst raftaki tencereyi alamıyorum.’’ dediğinde; mesajı doğru deşifre edemeyen eşi; ‘’Merdiveni kullansana.’’ cevabını verebilir.

İletişimde üç temel bileşen vardır: “Konuşmacı, konu, dinleyici”.

Etkili bir iletişimin gerçekleşip gerçekleşmemesi konuşmacı kadar dinleyici ile de çok bağlantılıdır. Mevlana’nın ifadesi ile ‘’Ne anlatırsan anlat, anlattığın karşındakinin anladığı kadardır.’’
Sağlıklı bir iletişimde, hem mesajı ileten hem de dinleyen kişinin sağlıklı ve objektif olması gereklidir. Sağlıksız bir dinleme iletişimi bozar.

Sağlıksız dinleme şu şekillerde olabilir:

•Görünüşte dinleme: Dinliyor görünmekle beraber aklın başka yerde olması.
•Seçerek dinleme: Söylenenlerin içinden ilgi alanına giren kısmı dinleme.
•Savunucu dinleme: Her söyleneni kendine yönetilmiş bir saldırı gibi görüp savunmaya geçme. Bir iletişim sürecinde iki kişiden biri savunucu olduğunda, iletişim hızla bozulmaya başlar.
•Tuzak kurucu dinleme: Dinlediklerinin içinden eksik arama.
•Yüzeysel dinleme: Söylenen kelimelerin içindeki anlama ulaşamama.
Dolayısıyla bir ilişkinin sağlıklı bir iletişimle taçlanması, iletişimin taraflarının asgari düzeyde de olsa bir uyum veya benzerlik taşımalarına, birbirinin dillerini anlamalarına ve anlama konusunda güçlü bir niyet taşımalarına bağlıdır.


KİŞİLİK FARKLILIKLARIMIZ VE İLETİŞİM TARZIMIZ

Kişilerarası iletişimde; hem kendimizi ifade ederken hem de bize gönderilen sözlü/sözsüz mesajları algılayıp değerlendirirken; kişilik yapımızın iletişim dili ve öncelikleri devrededir. Örneğin bazı insanlar sözlerini duygusal bir zeminde aktarmaya özen ve öncelik verir ve aynı samimiyet ve sıcaklığı da muhatabından bekler. Ancak muhatabının iletişim dili ve öncelikleri farklı olabilir. Bu durumda nitelikli ve nesnel bir iletişim ve mesaj alışverişi gerçekleşmeyecektir.

İletişim; iki kişinin birbirine duygu ve düşüncelerini sözlü veya sözsüz yollarla aktarma süreci olduğuna göre, ilişkilerimizin kalitesini biraz da bu mesajların içeriklerinin belirlediğini (ve yönettiğini) söyleyebiliriz.
Bir durumu algılama ve ifade etme tarzlarımız birbirinden farklı olduğu gibi, dile getirmek istediğimiz bu tecrübeleri birbirimizle paylaşma tarzlarımız da oldukça farklıdır. Söz gelimi, bazılarımız duygularını sözel ifade yoluyla; bazılarımız fiziksel temas yoluyla, bazılarımız ise birtakım jestler ve davranışlar yoluyla ifade etme eğilimindedir. (bkn.Chapmann G, 5 Sevgi Dili)

Bu farklı ifade etme tarzlarının temel nedeni; farklı mizaç/kişilik yapılarıdır. Unutulmamalıdır ki farklı mizaç yapılarında olan bireyler, kendi duygu, düşünce ve deneyimlerini muhataplarına aktarırken doğal olarak farklı yollar benimserler. Kimi insanlar bir konuyu açıkça ve tamamen akılcı/objektif şekilde konuşmayı tercih ederken; kimileri de dolaylı ve duygusal içerikli bir şekilde konuşur.

Örneğin; bazı insanlar rahatsız olduğu bir durum karşısında alınıp yüzünü asar ve muhatabının onu anlamasını ister. Buna karşılık kimi insanlar da o olumsuzluğa takılma gereği duymaz, hiçbir şey olmamış gibi davranıp sorunu akışına bırakır ve kendi kendine çözümlenmesini bekler. Kimileri de aynı duruma bir daha muhatap olmamak ve karşısındakine hak ettiği karşılığı vermek adına sert ve öfkeli bir karşılık verir. Yine bazı kişiler hızlı, kararlı, kısa ve net ifadeler kullanarak iletişim kurmak ister. Buna karşılık bazı kişiler daha kibar, esnek, sakin ve ayrıntılı ifadeler kullanmayı tercih eder.


Bu gibi farklılıkların nedenlerini anlamadığımızda veya kabul edemediğimizde; kendi iletişim tarzımızın tek doğru tarz olduğunu düşünür ve muhatabımızın da bizimle aynı tarzda bir iletişim diline sahip olmasını bekleriz. Bu da en basitinden yanlış anlamalara ve iletişim kazalarına yol açar; daha ileri safhalarda ise oluşan yanlış anlamalar içerleme, suçlama ve çatışmalara dönüşür. Eckhart Tolle bu farklılğı anlamamız ve empati geliştirmemiz adına şu gerçeğe işaret eder;

Eğer ilişkide olduğunuz kışının geçmişi sizin geçmişiniz olsaydı, onun çektiği acıları çekmiş olsaydınız, onun bilinç düzeyi sizin bilinç düzeyiniz olsaydı, siz de tam onun gibi düşünür ve davranırdınız. Bu idrakle birlikte ilişkilerimize bağışlama, şefkat ve huzur gelir.

Örneğin; hem kendisini hem de önem verdiği kişileri iyi ve mükemmel olma yönünde geliştirmek istediğinden dolayı, hata ve eksiklikleri tespit edip gidermeye odaklı bir kişi; eşinin kusur ve eksikliklerini gördüğünde bunları düzeltmesi konusunda eşini uyaracaktır. Buna maruz kalan eş; bu durumda kendisinin her şeyiyle sevilmediğini ya da eşinin gözünde yeterince iyi ve değerli olmadığını düşünebilir. Oysaki; eşinin hatalarını dile getiren söz konusu kişi; bunu eşini sevip önemsediği ve onun için en iyisini istiyor olduğu için bunu yapmaktadır.

Bu durumda her iki taraf aslında birbirini seviyor olsa da; farklı algı ve iletişim tarzları nedeniyle sorun yaşayabilirler. Çünkü hem sevgi anlayışları, hem de sevdiklerine bunu yansıtma ve eyleme dökme biçimleri birbirinden farklıdır.