değersizlik hissi ile nasıl başa çıkılır

Değersizlik hissi son yüzyılın psikolojik sıkıntılarının en başında geliyor. Peki değersizlik hissi ile nasıl başa çıkılır? Klinik Psikolog Deniz Bolsoy Erdem değersizlik hissi ile ilgili yazısında farklı bir bakış açısından bahsediyor. İşte Klinik Psikolog Deniz Bolsoy Erdem’in değersizlik ile ilgili yazısı:


“Öyle olmadığını biliyorum ama öyle hissetmiyorum…

Nasıl?

“Değerli..”

“Değersiz” hissetmek neden bu kadar can yakar? Hele ki sevdiğin biri tarafından? Değerli hissedebilmek için neye ihtiyaç var? Bir başkasının sana verdiği değer üzerinden kendi değerini belirlemeyi bırakmak için neye ihtiyaç var? Bunu yapmak doğuştan gelen bir beceri midir yoksa sonradan mı öğrenilir?


Klişe cümleler vardır “sen kendine değer verirsen başkaları da sana değer verir…”

“Sen kendine nasıl davranırsan başkaları da sana öyle davranır” gibi… Doğru mudur bu sözler?

Kısmen… Tüm hayatın kendinden ibaret ise, mesainin hepsini kendine hizmet edecek amaçlara ve kendine bakım vermeye harcıyorsan ve başkalarına yalnızca kırıntılar kalıyorsa o zaman başkaları da sana ancak kırıntıları verecektir.

Bir de bunun diğer ucu var… Başkaları söz konusu olduğunda kendini hiçe sayıyorsan… Kendine hiç bakmıyorsan. Kendinle irtibatın kopuksa ve bedensel ihtiyaçlarının peşine hiç düşmüyorsan… Kendine bakım verdiğin, kendin için mesai harcadığın zaman suçluluk duyuyorsan… Mesela yapmayı sevdiğin şeyleri bile ancak başkalarına hizmet eden şeyler arasından seçiyorsan (yemek yapmak)… O zaman da etrafın sana saygı duymayacak. Çünkü bu da aslında her ne kadar başkaları odaklı gibi görünse de aslında dünyadan kopuk bir mod. İnsanlarla arandaki bağa zarar verecek bir mod. Üstelik başta fedakarlık olarak yaptığın şeyler er ya da geç herkesin senin doğal görevin olarak gördüğü hizmetler haline gelecek. İlişkilerin sevgi ve bağ kurmak üzerine değil hizmet etmek üzerine kurulu olacak!


Çözüm? Siyah beyaz düşünme eğilimi varsa onun üzerine gitmek… İlk gruptaki kişiler için bu daha zor. Genellikle içgörüleri ve farkındalıkları yoktur. Hatta kendilerinin çok iyi bir arkadaş olduğunu bile iddia edebilirler. Hatta bu kişiler arasında kendini çeşitli sivil toplum örgütlerine adamış olanları bile bulabilirsiniz… Hedefleri, amaçları ve bütün dünyaları o STK’dır, onun dışında gözleri başka bir şeyi görmez mesela. Ve bu şekilde kendilerini başka herkesten daha iyi olarak konumlarlar. Ancak yakın çevrelerinde, onlara gerçekten ihtiyaçları olan kişilere yalnızca kırıntılar kalır. İşte bencillik böyle bir şeydir.

Diğer kişi de bencildir diyebilir miyiz? Tam anlamıyla değil… Ama bir yanıyla evet. Mesainin çoğunu başkalarına hizmet etmek için harcıyor olman bencil olmadığın anlamına gelmez. Neden mi? Çünkü orada da aslında tek derdin yine kendinsindir. Ne kadar sevildiğin, istendiğin, başkaları tarafından nasıl değerlendirildiğin… Kendi kafanın içindesindir yani. Kendi kafanın içinden çıkıp ortamın gerçekliğine ve ortamın gerçek ihtiyaçlarına odaklanamıyorsundur. Sevilmek ve vazgeçilmez olmak için kendini hırpalarken belki de çevrendeki insanların senin fedakarlığına değil o an tüm benliğinle onlarla orada olmana ve bağ kurmana ihtiyaçları olduğunu gözden kaçırıyorsundur.

Bu açıdan baktığımızda sürekli veren de ancak kırıntıları veren de çevresindekilerin gerçek ihtiyaçlarına odaklanamamaktadır. Kırıntıları veren kişi kendine çok iyi bakarken ikinci kişi kendini hırpaladığı için sanki bencil değilmiş gibi gözükse ve kendini de öyle zannetse bile aslında o da ne yapıyorsa kendi kafasının içindeki kaygılardan kurtulmak için yapıyordur. Bu çabası boşunadır elbette ama farkında değildir ne yazık ki…

Çözüm?


Cevap hem çok basit hem çok zor. Serinkanlı bir kararlılıkla dengeyi bulmak için emek vermek. ”

 

Deniz Bolsoy Erdem