ORUÇLA GELEN NOBEL ÖDÜLÜ

Vücudunuza iyi bakın yasamak zorunda olduğunuz tek yer orası

Yıllar öncesinde katıldığım beslenme konulu bir seminerde Amerikalı bir profesör bedenin toksinlerden arındırılması hatta kanserli hücrelerin tedavi edilmesi ile ilgili Müslümanlara sunulan Oruç gibi muhteşem bir fırsatları olduğunu ama bunu maalesef yanlış uyguladıklarını belirten bir konuşma gerçekleştirmişti .

Oruç bedeni arındırmak için sunulan muhteşem bir fırsat ama bizler uzun açlıklar sonrası en az 1 hafta yetecek kadar öğünü tek öğünde tüketerek bedene ağır yüklerle ters etkiler yaşatıyoruz.

Ebeveynlerimizin hastalandığımızda bagışıklıgımızı güçlendirmek adına habire birseyler yedirerek iyileştirmeye çalıştıkları ve yemezsem hasta olurum, zayıflayınca hastalanıyor muyum gibi bilinçaltı kalıplarına sahip bireyler olarak bu kalıbı kırmak biraz zaman alsa da artık modern tıpta oruçla tedaviyi teşvik ediyor.
Amerika ve Almanya da son yılllarda oldukça fazla fasting centerlar kurulmaya başlandı.

Oruçla Tedavinin ilk kitabını yazan kişinin Alman Fizyoterapist uzmanı Arnold Ehret olduğu söyleniyor.
Ehret e göre çocukluktan itibaren tüketilen çoğu besinin iyi sindirilemeyen ve dışarı atılamayan parçaları nedeniyle bağırsaklar ve damarlar zamanla tıkandığını ve bunun sonunda da hastalıkların ortaya cıktıgını iddia ediyor ve Ehret teorisine göre bu tıkanıklığı açmanın tek yolu oruç tutmak .
Tabi gün boyu aç kalıp gunun sonunda tıkanırcasına yemek yiyerek gerçeklesen oruçlardan bahsetmiyoruz.

2016 Nobel Tıp Ödülü’ne hücrelerin kendi kendini sindirmesi olarak bilinen ‘otofaji’ alanındaki çalışmaları nedeniyle layık görülen Japon bilim adamı Yohsinori Ohsumi orucun insan sağlığına iyi geldiğini bilimsel olarak ispatladı Nobel ödüllü bilim adamına göre oruç ile uzun süreli açlık esnasında beynimiz hummalı bir faaliyet gösterirken sağlıklı hücreler de diğerlerini yok ederek vücut beslenmesine devam ettiğini bilimsel olarak ispatladı ve hatta 3 gunluk açlık oruçları yaşlılarda bile vücudun bağışıklık mekanızmasını komple yenileyerek vücudun dinçleşmesini sağlıyor.

 

Gönül Sonzamancı / Sağlıklı Beslenme Koçu

Hastalık tedavileri için gercekleştirilen açlık oruçları elbetteki uzman kontrolünde yapılmalıdır , lakin yılda 1 ay ibadet için tutulan oruçta doğru beslenme yöntemleri ile bedene gerekli arınmayı sağlamak gerekir bu size sunulmuş muhteşem bir fırsattır .
Gün boyu açlık sonrası ağır yemekler ve yemek sonrası gelen tatlı fasılları ile değil hafif besinlerle bedenin yılda bir dinlenmesine izin vererek .

Sadece bedeni arındırmak değil elbet nefsi terbiye etmek, öfkeyi kontrol etmekte önemli .
Sıklıkla karşılaştığım açlıktan trafikte, iş yerlerinde yada sokakta öfke nöbetleri geçirip aç olduğu için ses yükseltmeyi, şiddet uygulamayı yada kabalaşıp tahammülsüz olmayı hak görenler için bu kısım.
Oruç, aynı zamanda nefsi terbiye etmek, öfkeyi kontrol etmek , kendine ve karşıya tahammül edebilmektir . Elbette Oruç tutana saygı duymak gerekir lakin yapılan ibadetin temeli oruç tutanın nefsini terbiye etmesidir.

Bu sebeple trafikte işte evde okulda açlıktan dolayı öfke krizleri ve tahammülsüzlük yaşayanlara önerim gün aşırı 5-10 dklık kucuk molalar verip acık havada elinizle kalp bölgesine dokunup nefes calısmaları gerçekleştirin (4 sayıda burundan nefes al 4 sayıda nefesini tut 4 sayıda burundan nefesini boşalt) ve belki bir kulaklık yardımı ile 5 dakikalık meditasyon müzikleri dinleyerek bedeni arındırırken aynı zamanda zihni sakinleştirip ruhu da dinlendirmeleri , imkan varsa o molalarda uzun uzun gökyüzüne , denize, mavi renge bakıp mavinin dinginleştirici etkilerinden faydalanın
Ayrıca mavi yeme içgüdüsünü de engelleyen bir renk olduğundan bu sürede size iştah kesici özelliğiyle de destek olacaktır .

 

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

Yazar

Gönül Sonzamancı
Gönül Sonzamancı

Duygularımı uzun yazılarla ifade etmeyi, hafiflemeyi ve hafifletmeyi, kedileri, köpekleri , doğanın binbir rengini , denizin mavisini , fok balıklarıyla yüzmeyi , yaşanmış hikayeleri izlemeyi , dostlarla içilen kahvenin lezzetini, dünya lezzetlerini ve anne yemeklerini , sporun her türlüsünü ama en çokta pilatesi, dağlara tırmanmayı, yeni yerler görmeyi , gece denize girmeyi , canım istediği an dans etmeyi, babamı ozledıgımde Neşet Ertaş dinlemeyi , piyano sesi ile sakinleşmeyi, zamansız gelen süprizleri ve midemde uçuşan kelebeklerin yaşattığı o hissi hep çok sevdim .

Hayat deneyimlerimi ve almış olduğum eğitimleri yaşam şeklimle birleştirip , cevreme hem fiziken hem de ruhen hafifleten çözümler sunmak , başkalarının hayatlarındaki olumlu degısımlere katkı sağlamak ve bunlara tanık olmak en büyük mutluluğum

İlgili Yazılar

Başka Yazı Yok

Giriş Yap