Kişisel Gelişim

Tasavvuf Nedir ? Aşk ve Sevgi Nedir ? Aşk ve Sevgi Nasıl Oluşur ?

Tasavvuf Allah’ın Gönül Bahçesidir;

Tasavvuf  DilAllah tır. Yani tasavvuf  Allah’ın Gönül Bahçesidir. Bu Gönül Bahçesi  O’nun  gönlüdür. Kim bu Gönül Bahçesi’nin güzelliklerini görmek ve oradan rızıklanmak istiyorsa tasavvuf ehli olmalıdır.

Hak Teâlâ’nın Gönül Bahçesine girmek için, O’nun  Gönlü’nün rızasını elde etmeye çalışılmalıdır. Bunun için de  O’nun emir ve yasaklarını öğrenip  uygulamak gerekir. Hak Teâlâ’nın emir ve yasaklarını uygulamak, İslam şeriatına hakkıyla  uymakla olur.

İnsan önce Allah’ı sonra da Resûl’ünü sevmelidir. İnsan  sevdiğinin gönlünün rızasını kazanmak için, sevdiğinin isteklerini yerine getirmesi gerekir. Allah Teâlâ, kullarının kendisini sevmesi konusunda aşağıdaki ayette Resûlüne  hitaben şöyle buyuruyor:

Habibim de ki: – Eğer siz gerçekten  Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah ta sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.’ (Ali İmran suresi, ayet 31)

Bu ayete göre İslam’da  sevginin başı, Hz. Peygamber’e (sav) itaat etmek, onun getirdiği farzlara ve sünnetlere eksiksiz uymaktır.

Allah Teâlâ, alemi sevgiden yaratmıştır. Sevgi ise bütün makam ve hallere  eşlik etmiştir. Başka bir ifadeyle, sevgi bütün işlerde yayılmıştır.

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

‘Allah vardı, Allah ile beraber hiçbir şey yok idi.’

Yani yerler, gökler, melekler, cinler ve insanlar yok idi. Sadece Mevlâ vardı. Başka bir hadis-i kudsî’de buyuruluyor ki:

Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliği sevdim, beni bilsinler için mahlûkâtı yarattım.’

Bu hadise göre, Mevlâ’mız mahlukatı ‘Beni bilsinler’ diye yarattım buyuruyor. Buna göre vazifemiz nedir ? Mevlâ’yı bilmek ve bulmaktır.

Bu hususu,  Mustafa İsmet Garibullah  Hazretlerinin ilahi ilham ile yazdığı Risale-i Kudsiyye adlı  kitabındaki  şu mısralar ne güzel anlatmaktadır:

Görünmek istedi ol Zat-ı Yezdan

Zuhura geldi ol Sultân-ı Ekvân

Muhammed âleme rahmettir ey can

Anın nurundan oldu cümle imkân

Bu mısralardan anlıyoruz ki, Allah Teâlâ görünmek ve bilinmek istediği için önce Sultân-ı Ekvân olan, yani bütün yaratılmışların sultanı olan Peygamberimizin  nurunu yarattı.Daha sonra bu nurdan  bütün imkânı yani  bütün mahlukatı yarattı.

İnsanın amacının Allah’ı bilmek ve O’nun Cemal’ine kavuşabilmek olduğundan,  bunun nasıl olacağını aşağıdaki mısralar çok güzel anlatıyor: 

Nikab açtı bize kıldı inayet

Bu derde buldu ârifler keramet

Mehabbet cezbesiyle kıldı davet

 Bu mısralara göre, Allah Teâlâ Gönül Bahçesi’nin perdelerini kaldırarak insanların kendisini bilmelerine yardım etti. Perdeler kalkınca, Allah’ın Gönül Bahçesi’ne ait sırlar arif olanlar tarafından bilindi ve onlar da sevgi cezbesiyle insanları Allah’ı bilmeye davet ettiler. Bu sevgi cezbesi Mevlâ Teâlâ  tarafından kulun kalbine konuyor ve böylece kulun kalbi Allah’a meylettiriliyor. Allah, kendisini sevmek isteyen kullarını da yukarıdaki ayette buyurulduğu gibi Habibi (sevgilisi) olan Peygamberimize itaat etmeye davet ediyor.

Aşk ve Sevgi Nedir ? Aşk ve Sevgi Nasıl Oluşur ?

Sevgi canlı varlığın, haz veren bir nesneye karşı meyil duymasıdır.Söz konusu meylin pekişip güçlenmesi haline aşk denir. Aşk duygusu,aşkın sevgilisine kul olması ve sahip olduğu her şeyi uğrunda feda etmesine yol açacağı bir dereceye varabilir.

Sûfilerin (tasavvuf ehli) ifadelerine göre ‘Aşk’, Allah’ın Gönül Bahçesi’nin perdelerini yırtmak ve bu Bahçe’deki sırları keşfetmektir. ‘Vecd’ hali ise, zikrin lezzetine varıldığı anda ruhun, arzunun taşkınlığına katlanamamasıdır; öyle ki, bu hali yaşayan kimsenin azalarından biri kesilse bile hiçbir şey duymaz.

İbn Arabi Hazretleri, Fütühat-ı Mekkiyye adlı eserinde, Allah’ı gerçekten sevip aşık olan kişinin alameti nedir? sorusu hakkında şöyle buyuruyor:

Allah’ı gerçekten sevip aşık olanların kalplerinde bir yarılma ortaya çıkar. Böylelikle kalplerin nuruyla Allah’ın Celal’ini görürler. Onların bedenleri dünyevî hale gelirken ruhları perde, akılları semavîleşir. Bunlar meleklerin safları arasında dolaşır, yakîn üzere o işleri müşahede ederler. Cennetini arzulayarak ya da ateşten korkarak değil, O’nu severek güçleri ölçüsünde O’na ibadet ederler.’

Mevlana Hazretleri Fîhi Mâfih  adlı eserinde şunları yazmaktadır:

‘Bütün yaratıklar nebiler ve velilere nispetle gövdeler gibidirler.Onlar ise alemin kalbidir. Önce onlar o alemde dolaştılar, beşerilikten, et ve deriden kurtulduktan sonra, hem o alemin, hem de bu dünyanın altını üstünü öğrendiler; menziller kat ettiler. İşte böylece bu yolun nasıl bilineceğini öğrenmiş oldular; sonra da gelip insanları: ‘O, aslî olan aleme geliniz. Çünkü burası haraplık alemidir. Yokluk sarayıdır. Biz güzel bir yer bulduk. Size bildiriyoruz.’ diye davet ettiler. İşte bu yüzden ruh, bütün hallerde, sevgili ile beraberdir.

Günümüzde bazı insanlar, ibadeti bir tarafa bırakarak kalpte Allah sevgisi ve aşkını düşünmek ve bunu sözlerle ifade etmek suretiyle, Allah’ın rızasını kazanabileceklerini ve böylelikle Allah’ın Gönül Bahçesi’ne girebileceklerini iddia ediyorlar. Bunlara göre, insanı ihlasa götüren en kestirme yol aşktır ve Allah’a iman eden ve imanını sözle tasdik edenler yarın ahrette hiçbir zaman azap görmeyeceklerdir. Bu insanlar tasavvuftaki aşkı böyle anlıyorlar.

Bu düşünceler İslam tasavvuf anlayışına tamamen aykırıdır. Çünkü, İslam tasavvufunda  muhabbet (sevgi) sözle değil amelle ortaya çıkar. Tasavvufî  aşka ulaşmak isteyenin başarılı olması, yalnız diliyle ikrar ederek, kalbiyle tasdik ederek gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü insan her şeyden önce Rabbine kul olmalıdır. Kul olmak, Allah’a itaat ve ibadet ile mümkündür. Aşağıdaki ayette Mevlâmız, insanları ne için yarattığını açıkça ifade ediyor:

‘Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’ (Zariyat Suresi, ayet 56)

Buna göre kulluğun başı Allah’a ibadettir. Bu nedenle Allah’ı seven birisi, önce O’na ibadet etmelidir, yani beş vakit namaz, oruç, zekat, hac gibi farz ibadetleri yerine getirmelidir. Ayrıca Allah’a yakınlaşmak için de nafile ibadetlerini arttırarak Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine uymalıdır.

Sûfiler, gerçek muhabbetin şu üç davranışla belli olacağını söylerler:

1) Aşık, sevdiğinin sözünü diğerlerinin sözlerine tercih eder;

2) Aşık,sevgilisi ile oturup kalkmayı başkaları ile bir arada olmaya tercih eder;

3)Aşık,sevgilisinin rızasını kazanmayı,başkalarının hoşnutluğunu elde etmeye tercih eder.

Buna göre, insan Allah’ı sevmek istiyorsa, bu üç davranışı hakkıyla uygulamalıdırlar. Bunun için, Tasavvuf Nedir ? adlı makalemizde (Makale No 7) anlatılan  Tasavvufun Temel İlkeleri’ne uymaları gerekir. Başka türlü Allah’ın Gönül Bahçesi’ne girilemez.

Yine bazıları, tasavvuftaki sevginin  bütün insanları kapsadığını, dolayısıyla bütün insanların sevilmesi gerektiğini iddia etmektedirler.

Bu düşünce de, İslamî tasavvuf anlayışına ters bir düşüncedir. Çünkü İslam’da Allah düşmanlarının sevilmemesi emredilmiştir. Allah Teâlâ,  Mümtehine suresinin 1. ayetinde, kendisinin düşmanlarının Müslümanların da düşmanı olduğunu, dolayısıyla onları dost edinmemelerini ve onlara karşı sevgi beslememelerini emretmektedir. Bu ayetle Allah, İslam düşmanlarını sevimsizleştirmektedir. Bu nedenle peygamberler, bir şahsın Allah düşmanı olduğu belli olunca ondan uzaklaşırlar. Bu gerçeğe bütün Müslümanların da uymaları zorunludur. Hz. İbrahim ile babası arasındaki ilişki buna örnektir. Hz. İbrahim, babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca ondan yüz çevirmiştir.

Aşağıda İslam mutasavvıflarının, tasavvufta aşk ve sevgi ile ilgili çeşitli yerlerde dile getirdikleri veciz ifadelerden bazılarını belirtmek istiyoruz:

  • Aşık ve aşk sevgisinin bütün parçalarını kuşatacak şekilde sevene yönelmesidir.
  • Sevgi Hakkın bir niteliğidir.
  • İlahi sevgi, Allah’ın bizi, bizim ve kendisi için sevmesidir.
  • Marifet hazzı insana ölümün bulunmadığı hayatı kazandırır.
  • Nafile ibadetler ve onlara devam, kula Hakkın niteliklerinin hükümlerini kazandırır. Farzlar ise, onun bütününün nur olmasını sağlar.
  • Allah alemi sever ve dolayısıyla alemden daha güzeli yoktur. Allah güzeldir ve güzellik özü gereği sevilir. Öyleyse bütün alem Allah’ı sever. Allah’ın yaratmasının güzelliği yaratıklara yayılmıştır ve alem O’nun mazharıdır.
  • Allah alemde  kendi güzelliğini görmüş ve kendi güzelliğini sevmiştir.
  • Alem, Allah’ın güzelliğidir.
  • Allah, bu varlıklarda ortaya çıkmakla birlenmesini sevmiştir. Öyleyse kim birlerse (tevhid) Allah onu sever.
  • Allah birisini sevmezse, sevdiği şey olan  tevhid onda zuhur etmediği için sevmemiştir.
  • Sevenlerin nezdinde Allah, her gözden görülen, her dille zikredilen, her konuşandan duyulandır. Arifler, O’nu böyle bilir ve bu hakikat ile Allah sevenlere tecelli eder.
  • Ruhani sevgi, hem sevgili için, hem de seven için sevmeyi kendinde barındıran sevgi türüdür. Çünkü doğal sevgide seven, sevgiliyi sadece kendisi için sever.
  • Rabbini sevdiği iddiasında dürüst olan kul, O’nun isimleriyle ahlaklanır.
  • Kim Allah’ın huzuruna girmek isterse, aklını bırakmalı ve şeriatı onun önüne geçirmelidir.
  • Mutlu insan, Allah’ın sınırlarında duran ve onları aşmayan kişidir.
  • Her nerede ve her ne halde olursan ol, dost ve aşık olmaya çalış. Muhabbet senin mülkün olunca, sonsuza kadar, her zaman dost olursun.İster mezarda, ister kıyamette, ister cennette olsun.Madem ki sen buğday ektin, muhakkak buğday biter ve ambarda bu aynı buğday, tandırda da bu buğday bulunur.
  • Sevginin delili, ‘İhsan eden ve lütfeden Allah’a hamdolsun’ifadesidir. Buna mukabil, sevilmenin delili de ‘Her durumda Allah’a hamdolsun’ demektir.

Kaynak Eserler,

Fîhi Mâfih’, Mevlâna, Devlet Kitapları, İstanbul, 1974

Fütuhat-ı Mekkiyye’, İbn Arabî, Litera Yayıncılık, İstanbul 2012

‘Kalplerin Keşfi’, İmam-ı Gazâlî, Çelik Yayınevi, İstanbul, 2012

‘Marifet ve Hikmet’, İbn Arabî, İz Yayıncılık, İstanbul, 2011

‘Risale-i Kudsiyye’, M. İsmet Garibullah, Ahıska Yayınevi, İstanbul, 2011

Yorum yaz

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Popüler Yazılar

Yukarı